Çocuğum hangi dili öğrensin

Geçenlerde öğretmen bir arkadaşım 2 yaşındaki kızı için İngilizce dışında hangi yabancı dili öğretelim diye sordu. İngilizce’yi 11 yaş itibariyle, İspanyolca’yı 24 yaş itibariyle öğrenmeye başlayan biri olarak düşündüm. Başlayan diyorum çünkü öğrenme devam ediyor. Hala İngilizce dinlemeye ve yeni bir şey duyunca not etmeye devam ediyorum, hala İspanyolca notlarımı aldığım bir defterim var.

Şöyle bir cevap verdim. Elbette öğrenilen dilin, insanın hayatında ihtiyaç duyacağı ve yapmak istedikleriyle uyumlu ve tutarlı olması önemli. Kişi, işine yarayacak bir dili öğrenmeli. Günümüzde İngilizce zaten bilinmesi gereken bir dil, insanların bilmesi bekleniyor ve aslında kolay da bir dil. Telafuzunun biraz farklı olmasının yanında dilde cinsiyet olmaması ve fiil çekimlerinin her özneye göre değişmemesi onun öğrenilmesini kolaylaştıran bir faktör. Ancak o da emek istiyor.

İngilizce dışında başka hangi dil olsun? Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca ikinci ve üçüncü yabancı diller olarak akla gelen ilk isimler… İtalyanca, İspanyolca, İtalyanca ve hatta Portekizce ve Rumence Latince’den türemiş diller. O yüzden birini iyi öğrendikten sonra diğerlerinin eklenmesi o kadar da zor değil. Avantajları aynı alfabeyi kullanıyor olmamız.

Onun dışında Japonca, Çince, Rusça ve Korece de son zamanlarda ilgi çeken diğer dillerden, görünürdeki dezavantajı alfabelerinin farklı olması. Arapça, İbranice ve Farsça da çok kadim diller… Elbette burada bütün dilleri onurlandırmak isterim, mümkün olsa hepsini öğrensek ama kullanmayınca beyin unutacağı için kişinin aklında şu olmalı:

HANGİ DİLE İHTİYACIM OLACAK?

Okulda mecburen öğrenmeye başlasa da kişi, sonrasında isterse daha iyi öğrenecek, istemesinin de devamlı olması ve kullanmaya dönmesi de kişinin ihtiyaç duymasından geçiyor. Ben İspanya’da kaldığım ilk yıl, yeni bir dil öğrenmeye o kadar maruz kalmıştım ki Türkçe’min özne yüklem uyumu bozulmuştu, kelimeler zihnimin derinlerine gitmişti ve sonrasında yoğun bir kitap okuma dozu almam gerekmişti.

Velhasıl, hangi dil olursa olsun, dilden daha önemli bir etken var: ÖĞRETMEN

O dili konuşan ve öğretmekten keyif alan, bu işi severek yapan bir öğretmen çok daha önemli. Çünkü o çocuğun o dil ile ilk teması o kişi olacak. O dili o kişiyle kodlayacak farkında olmadan. Çocuk öğretmeni severse, o öğretmenin öğrendiği şeyi de sevecek. Aksi de geçerli.

Eğer Japonca’yı çok keyifli ve sempatik kılan bir öğretmen varsa, o da olabilir. Maksat ilk yıllarda tadına bakmak olabilir belki. Zaten çocuk anadilinde bile olsa en fazla ne kadar karmaşık cümle kurabilir Allah aşkına… Maksat daha ziyade, merak ve ilgi uyandırmak ve çocuğun konuşabildiğini görüp motive olması.

Düşünme kapasitesi olan herkes her şeyi öğrenebilir; kendi hızında. Bu hız kimine göre hızlı, kimine göre yavaştır. Ancak öğrenmede herkesin hızı kendinedir.

Önemli olan bir konu da nasıl öğrenileceğini öğretmek. Çünkü kişi bir şeyi nasıl öğreneceğini bilirse, hayatının ileri yıllarında da istediği şeyi aynı yöntemlerle öğrenebilir. Yeter ki zihinsel ve düşünsel kasları kuvvetli olsun… Kişi istekli ve sabırlı olsun…

KIYASLAMA YAPMAMAK!

Çocuklara ders aldırırken, ondan büyük beklentilere girmemek de önemli. Özellikle de “ben istedim, yapamadım, sen benim yapamadıklarımı yap” tutumundan çıkan hareketler beklenti yüklü ağırlıklar oluyor minik yavrulara… Farkında olmasa da ebeveynler, çocuk bunu annesi ya da babası için yapmaya çalışır evet, ama bir süre, ya da belki yıllar sonra acaba “ben ne istiyorum” diye sormaya başladığında, ve cevap bulamadığında yaşamının önemli yılları boşa gidebilir. Mesleğini iyi yapsa bile, “Ama bu benim istediğim değildi ki, annemin ya da babamın hayaliydi”, düşüncesi yetişkin biri de olsa kişiye hayal kırıklığı getirebilir.

İkinci dil ne olur bilmiyorum ancak ebeveynler olarak çocuğa verebileceğiniz ve zaten verdiğiniz en güzel şey onun anadili. Anadiline hâkim olması, diğer diller ile olan ilişkisi için de ana referans. Ve ikinci dil her ne ise onu iyi öğrenmesi, sonra da o da diğer dillere yaklaşmak için diğer referans olacak…