Aile Dizimi Hakkında

JOAN GARRIGA ile RÖPORTAJ – Aile Dizimi Hakkında

Size Joan Garriga’dan ve Şevin Aksoy’dan bahsedeceğim. Şevin, Aile Dizimi öğretmenlerimden Rumen Yankulov’dan sınıf arkadaşım. Aynı zamanda İngilizce ve İspanyolca rehber. Joan Garriga, Bert Hellinger’i İspanya’ya getiren İspanyol terapist, eğitmen, yazar, psikolog, Barselona Gestalt Enstitüsü’nün kurucu ortağı. Benim de takip ettiğim tarzını beğendiğim biri.

6 Mayıs 2020’de, İzmir’den arkadaşlarım, sevgili Didem ve Ayten liderliğinde BİRartıİKİ 8.Bolluk Bereket Festivali ev sahibi oldu. Joan konuştu. Şevin görüştü ve çevirdi. Ben de sizin için özetledim.

Modern bir dünyada yaşıyoruz. Birden her şey kapandı. Bu korona süreci, gerçekten de güçlü kolektif bir travma olarak düşünülebilir mi? Sen ne dersin?

Yaşamın içinde hep bir süreklilik var.

Beklenmedik bir dönem yaşıyoruz. Belli bir tehdit altında olunca insan travmatize oluyor katılıyorum.  Ancak 1918 İspanyol gribi ya da eski salgınlar düşünüldüğünde bence bir travma değilse de bazı gruplar için kolektif bir travma denebilir. Sağlık çalışanları için, sevdikleriyle vedalaşamayanlar için, sevdiklerini kaybedenler için travmatik bir olay.

Ayrıca bu dönem bize şunu sağladı. Kendi hayatını yeniden düşündüren, yeniden ele aldıran, bizi daha kuvvetli, daha dayanışmalı, daha içimizde olmaya yönelten, bizi daha insan yapan bir süreç oldu. Herkesin bu dönemden güçlü çıkabilme olanağı var.

Hiç bilmeyen biri için Aile Dizimi nedir?

Hellinger tarafından gelen bir hareket. Olaylara nokta atışı, direk bakmamızı sağlar. Problemleri olan aile dinamiklerine bakmak için. Hayatın hareketlerine bakmak için. Kısa zamanda çok görünmez bilgilere erişen bir yöntem.

Normalde konuşmalı bir terapide bu kadar ileri gitmek kolay değil. Bu yöntemle bir şeye ani ışık tutmamız mümkün oluyor. Bunu yaparken bütün ailenin bağlarını aydınlatıyor. Aile bağları içinde olduğumuzu kabul edip, hızlı bakan bir yöntem. Aile bağlarından bahsediyor. Anne baba, dede, nine, atalar ile bağlar. Bu bağlar içinde öncesinde çözümlenemeyen konuları açıklığa kavuşturuyor.

İspanyolca konuşan ülkelerde çok büyük bir hızla ilerledi. Şunu da diyeyim, Barcelona’da sokağa çıkıp sorsam 10 kişiden 1 ya da 2 kişi bilir. 21 yıldır İspanya’da aile dizimi, ve çok etkili bir alan.

Sen bir terapistsin. Senin ilk tanışman nasıl oldu? Nasıl oldu da klasik terapistlikten aile dizimine geçiş yaptın?

Ben sahne ve sanat camiasından geldim yardım ve terapi alanına. Barselona’da Gestalt Enstitüsü’nü kurmuştuk. Ordayken bir mektup aldık. Bizden Hellinger’in ilk metinlerin çevrilmesi için yardım istenmişti. Almanca’dan İspanyolca’ya. Metinlerden etkilendim. Yaşayanlar ölüler arasındaki bağlar… Sağlık, hastalık gibi konular… Sadece psikolojik değil aynı zamanda ruhsal bir bakış da vardı işin içinde. O metinlerde bilge bir şeyler var dedim. Sadece psikolojik değil, ruhani bir yaklaşım da vardı.

Hatta sonra Barcelona’ya bize öğretmesi için çağırmak istedim. Böylece onu çağırdık. İspanya’da ateş yakmış oldum. Sonrasında buradan Şili’ye, Arjantin’e ve diğer Latin Amerika ülkelerine yayılmış oldu.

Hellinger’e sorulur. “Bu çok etkileyici bir felsefe. Ama sonuç olarak sizin öncülük ettiğiniz alanın günlük hayatınızdaki etkisi nedir?” O da der ki “Sokağa çıkıyorum. İnsanlara bakıyorum. Benim için iyi ya da kötü yok. Bu iki konsepti kaybettim. Hepsi aynı.” Peki senin günlük hayatındaki etkisi ne?

Öncelikle, Hellinger, din, ahlak üzerinden ruhsallığın özüne gelen bütün bir yolculuk yaptı. Onun başardığı şey günlük olarak gördüğümüz şeye, daha ruhani bir açıdan bakmak oldu. Herkesin kalbimizde olma hakkı var.

İnsanlara kritik ve eleştirel değil de daha sessiz bir kalpten bakmak.  Herkes kendi haysiyetinin peşinde. Eğer eleştirel bakıyorsak, inandırıldığımız ideolojimizinden dolayı böyle baktığımızı gösterdi Hellinger. İyiyi ve kötüyü konsept olarak kaybetmesi… Her şeye bakışının daha ruhsal bir yönden olması. Aile bağlantılarını, bir aileye bir kabileye ait olma kaygısıyla diğer gruplara kötü gözle baktığımızı bize gösterdi.

Onun başardığı şey ve bana yansıyan şey kendi kabileme değil her kabileye sevgiyle ve önyargısız bakabilmek ve kendimi açabilmek oldu. Ait olduğumuz kabileye, klana, ait olmak için belli ideolojileri savunuyoruz. Bu da diğer gruplara önyargılı bakmamızı sağlıyor.

Bu yıl Bolluk ve bereketin 8. Senesi. Konsepti yeniliğe açılmak olarak seçtik. Ancak düşününce yeniliği kucaklamak, yeniliğe kendimizi açmak birden yüzeysel geldi. Neden yeniye açılmayı seçtik? İçimizde bir parça var yeniyi sevmeyen. O yüzden yeniye açılmaya niyetle festival yapıyoruz.  Neden yeniye açılmak zor? Neden yeniyi istemek ile ilgili bir festival yapma ihtiyacı duyar insan?

Gelecek hep yenidir ve bizi uykuda yakalar. Joseph Campell demiş ki; “Geleceğe serbest düşüş yapıyoruz. Ve nereye düşeceğimizi bilmiyoruz. Serbest düşüş hayatı bir yenilik olarak getirir ve içinde belirsizlik var” Burada belirsizlikten korkma hali var. Tanrıya planlarımızdan bahsettiğimizde o kahkaha atıyor.

Aslında hep geçmiş ve gelecek arasında bir diyalektik var. Bu zıtlık arasında kalıyoruz. Geçmiş, olanları tekrar etmemizi istiyor. Gelecek, yeni formlar oluşturmamızı istiyor. Geçmiş ve gelecek arasında gidip geliyoruz. Güvenlik, tekrar ve yaratıcılık arasında. Geçmişi eğer hayırduası ve güçlendiğimiz bir yer olarak görürsek geleceği bir gelişim alanı yapabiliriz. Aslında hiçbir şey tekrar etmiyor.

Yaşam bizden ikisini bir araya getirmemizi istiyor. Ama fark etmiyoruz ki hayat her zaman yeni. Hiçbir zaman aynı değil. Elma yesen bile hiçbir zaman aynı elma değil. Heraklit’in dediği gibi, aynı nehirde iki defa yıkanamazsın. Hayatın her zaman yeni olduğunun farkında olarak yaşamak. Ama bunu gerçekleştirebilmek için de geçmiş ile barışık olmak gerekiyor. Eğer geçmişte bizi rahatsız eden bir şey yoksa gelecek bizim için kabul edilebilir hale gelir.

Bir söz var çok seviyorum, Hırsızlar ailesinde çalmayan kişi kendini suçlu hisseder. Bence bu cümle aile diziminin felsefesini çok güzel açıklıyor. Aileye, atalara bu kadar sadakat nereden geliyor?

Hellinger ile iyi ve kötü konseptleri gerçekten de önemini kaybediyor. İnsanların iyi ya da kötü kavramı ait olduğu gruba göre belirlenir. Hırsızlık yaparsam aileye ait olurum. Yahudi ailesinde Filistinlilere kötü bakmalıyım. Yoksa aidiyeti tehlikeye girdiği için kendini suçlu hisseder. Ya bunu yapacağız ve masum kalacağız. Ya da yapmayacağız ve masumiyeti kaybedeceğiz.

Açılan gelecek, ancak biz eski kalıpları, geldiğimiz sistemdeki olanları tekrar etmemenin suçluluğunu üstlenebildiğimiz zaman açılır. Olgunlaşmak ve gelişmek soyağacına bakıp, vicdan sınırlarının ötesinde kalpte olabilirsek, iyinin ya da kötünün ötesinde olmak demek.

Eğer aidiyetimiz için başka bir ailenin aidiyetine zarar veriyorsa bir durum düşünerek bakmalıyız. Bir Fransız yazara sormuşlar 19. yy’da. “Bir silah keşfetmiş olsak Fransa’nın faydasına olsa ama başka ülkelere zarar verecek olsa kullanır mıydın?” “Hayır”, demiş. “Çünkü ben tesadüfen Fransızım. Özümde değil. Özümüzde ayrım yapmak mümkün değil. Ben özümde bir Türkle bir budistle aynıyım.”

Eğer ailemde bütün kadınlar erkeklerle savaşmışsa, benim için başarı benim için erkekler ile iyi geçinmek olur. Bir başarı ve bir armağan olur.

Günümüzde çeşitli dizim türleri var. Online, metaforik, astrolojik dizimler, meditasyon ile birleştirerek. Yeni dizimlere nasıl bakıyorsun?

Beni köpek ilgilendiriyor, tasmaları değil. (İspanyolca bir deyiş var. Köpek aynı köpek, sadece tasması farklı) Eğer köpeğin tabiatını anlayabilirsen, ona taktığın tasmanın pek bir önemi olmaz.

Ben yaratıcılığı seviyorum. Tasmalara değişik isimler vermek daha çok ticari bir şey, çok gerçek değil. Yeni olması, eski olması, kuantik olması…vb. Yine de tasma beni ilgilendirmiyor. Bence bu ticari savaşlar. Ancak ben köpekle ilgileniyorum. Tasmalar ile değil.

Eğer kişilerin kalplerini anlayabilmek, kişilerin kalplerindeki hareketleri anlayabilmek, yardım isteyen kişiye yardım için yaklaşmanız yararlı olacaktır.

Ben Hellinger’i tanıyordum, Hellinger dahil edici bir insandı. Ölene kadar da bunu öğretti. İsmin adının önüne getirilen isimler beni pek ilgilendirmiyor.  Ben yaratıcılıktan yanayım. İşin özünü kaybetmeden.

Son soru ise kitaplarıyla ilgiliydi. Çünkü sadece terapist değil ayrıca 5 kitabı da var. İspanyolca isimlerini çevirirsek şöyle bir şey çıkıyor: Paralar Nerde? , Çift İlişkisinde İyi Aşk, Ruhta Yaşamak, İyi Hayatın Anahtarı, Birlikte Dans Etmek. Diğeri de yoldaymış.

Röportajı yapan: Şevin Aksoy

Röportajı İspanyolca ve Türkçe’sinden derleyen: Serpil Ata

Kullanılan görsel joangarriga.com

Paylaşmak güzeldir.
Share on linkedin
LinkedIn
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on telegram
Telegram
Share on email
Email