Mağrur İnsan ve Virüsün Düşündürdükleri

  • DUR İKAZI

Covid 19 virüsü, modern teknolojisi ile gururlu ve kibirli olan mağrur insanı ve dünyayı öncelikle durdurdu. Bilme ve tüketme isteği içindeki modern insan; güneşe çıkmak ve dışarıda yürüyebilmek gibi kanıksadığı ve değerini hafife aldığı birçok şeyle ilgili mecburi bir farkındalık yaşamak zorunda kaldı ve onların kıymetini anladı.

Merak duygusunu gidermek için yaptığı bilim ve hayatı kolaylaştırmak için geliştirdiği teknoloji ile kendini kaybetmesi sonucunda yaşadığı bu süreçte insan doğaya, kendine ve ailesine ne kadar uzaklaştığını fark etti.

Ne olacağını bilemedi, olanı kontrol edemedi, bulaştırırım korkusuyla sevdiklerinden uzak durdu, belki sevdiklerini kaybetti ve bazıların işleri sekteye uğradı. Spinoza’nın dediği gibi ölçüsüz istek ve ihtiraslarının mahkûmu olan insan, karşısına çıkan bu engelin oluşturduğu panik ve öfkede ne yapacağını bilemedi ve korktu. 17. yüzyıl rasyonalisti Spinoza’nın bu sözleri bizzat deneyimlendi. Yine onun öngördüğü gibi, insanın bu tutkuları onu yeni bir tutsaklığa doğru savurdu ve korkularına teslim olmakla karşı karşıya kaldı ve beklentileri de o korku üzerinden şekillendi. Olanları aklımız almadığı için yine onun dediği gibi umut arayışına girdik. Eğer umutla korku arasındaki savrulmaya tutsaklık denirse, mağrur insanın tutsaklığının halen devam ettiğini düşünmekteyim.

  • YÜZLEŞME ÇAĞRISI ve KEŞİF

Rönesans ve bilim birbirini nasıl etkilediyse, virüs de dünyayı öyle etkiledi ve hatta insanı silkeledi. Bir yandan da getirdiği duraklama ile dünyaya nefes, insana zaman verdi. Mecburen duran insanı, normalde pek vakit ayırmadığı düşünceleri ile baş başa bıraktı ve onu yüzleştirdi. Hayatıyla, kendisiyle, eşiyle, çocuğuyla, işiyle, seçimleriyle, ölümle ve yaşamla yüzleştirdi. Zihinler belki ilk defa şu sorulara ev sahipliği yaptı. Ben kimim? Ne istiyorum? Buna gerçekten ihtiyacım var mı?

Evde kalınan sürede, önce birikmiş işler yapıldı, sonra kendine daha dönük yaşarken becerilerini de fark etmeye başladı. Kendi hayatına bakmaya yöneltti. Daha azı ile yaşayabildiğini deneyimleyen insana yeterlilik kavramını sorgulattı. Kendi kendine yetme ve potansiyellerini geliştirme konusunda bir sınava tabi tutuldu. Beceri kazanma tekrardan geçiyordu. Evdeydi, tekrar edebildi ve yapabilirlik gücü arttı. Dışarıya çıkamayan, yemek yemeyen insan bir nevi özüne döndü, ihtiyaçlarını kendi imkanlarıyla karşıladı ve sorgulamadan yaptığı birçok harcamasını da gözden geçirdi.

İnsanın kendine ve ailesine emek verebilmesi için alan açtı ve zaman hediye etti. Onca yatırım yapıp edindikleri evlerinde kalabildiler ve evleri onlara temas ederken ilişkiler de ayrı bir sınavdan geçti. Bazı ilişkiler pandemi sonrasında sonlandı, bazıları kuvvetlendi. Aile bağlarına önem vermeyen çok sayıda insan artık aileyi önemsemeye başladı ve önceliklerini yeniden gözden geçirdi. Kendini ve ailesindeki diğer bireylerin hiç farkında olmadığı özelliklerini keşfetti.

Ve en önemlisi insan, kendi kontrolünün dışında da bir şeyler olabileceği gerçeğiyle yüzleşti. Mağrur insanın kontrolcü çıkıntıları törpülendi. Her an bir şeyin değişebildiği belirsizlikte yaşamayı ve bununla baş etmeyi öğrenmek zorunda kaldı, hem kendine hem de başkalarına olan hoş görme becerisi biraz daha kuvvetlendi. Kişisel olarak, bu süreçte bazılarının aslında yapmak istemediği halde hayır diyemediği için sığındığı “İnşallah” kelimesinin boşaltılan içinin yeniden anlamla dolduğunu düşünüyorum.

  • ARTAN KONFOR

Covid 19, insanın hiç beklemediği konfor alanlarına kavuşmasına yol açtı. Ofiste dört duvar arasında trafiğe katlanarak işe giden insan, artık bilgisayarını açtığında evinin konforunda eğitimler almaya, çalışmaya başladı.

Teknoloji sayesinde evden de çalışabildiğini gören çoğu kişi büyükşehirlerden doğaya yakın olabilecekleri nispeten deniz kenarında daha küçük şehir ve kasabalara taşındı. İşletmeler ofise gelmeden de çalışanlarından verim alabildiklerini görünce ve hatta elektrik, yemek ve tuvalet kâğıdı gibi giderlerden bile tasarruf edince yasaklar kalksa bile evden çalışma politikasına hala devam edebiliyorlar.

  • ÇEVRE NEFES ALDI

Virüsün çevreye de olumlu katkıları oldu. 2020 baharındaki süreçteki kapanmalar sonrasında insanın evde kalmasıyla doğa ve deniz de kendini temizleyebilmişti, o kadar ki boğazda yunuslar görülmeye başlamıştı.

Doğayı katleden, betonlar, çevreye saygısızca yapılan yapılaşma ve üretim çılgınlığındaki insanın kendini diğer canlılardan üstün sanan kibirli tutumuna bir ayar getirdi virüs. Süper donanımlı evlerde yaşarken, kapıda son model arabası olsa bile, insan dışarı çıkamadı ve güneşin, gökyüzünün, yeşilin, denizin önemini idrak etti. Aslında doğanın bize ihtiyacı olmadığını, çünkü biz olmadığımızda aslında doğa kendine daha iyi bakabiliyor, bizim doğaya muhtaç olduğumuzu fark etti. Buna rağmen Kanal İstanbul projesinde hala ısrar eden kişilerin, bu proje ile doğaya ve ekosisteme verecekleri zararın farkında olmayan, açgözlülükten gözü dönmüş, kendiyle temasını kaybetmiş zihinsel olarak sağlıklı olmayan bireyler olduğunu düşünüyorum kişisel olarak. Doğanın bize değil, bizim doğaya ihtiyacımız var.

Bireysel çevre açısından da insan yeni alışkanlıklar kazandı. Artık hayatımızda artan kişisel hijyen önemi, maske, sokağa çıkmama ile temas ve sınır oluşturmak ile ilgili anlamlar var.

  • GELEN VE KALKAN SINIRLAR

Yaşadığımız modern zamanlarda ekonomi dünyasındaki ölçüsüz isteklere bir sınır geldi. “Her şeyin insan için” olmadığı bizzat deneyimlendi.

Virüs, Kollektif kültürlerde yaşayan kişilerin normalde zorlandığı bir konuya da kolaylık getirdi, bireysel ve toplumsal olarak da hayır demeyi ve sınır koymayı kolaylaştırdı. İnsanlar birileriyle görüşmek istemiyorsa bunu söyleyebildi. Kendine zaman ayırabilmesi için doğal izni olabildi. Özellikle sınır tecavüzcülerine karşı kendi alanını oluşturmayı başarabildi. İnsan, uyumlu olmadığı kişilere mecburi maruz kalmaktansa kendi güvenli alanlarında tetiklenmeden daha sağlıklı kalabildi. Aslında fiziksel mesafeyi kasteden “sosyal mesafe” ifadesi belki de buna hizmet etti, kim bilir…

İnsan, kendi alanında kalabildiği ve evlerinden de çıkmadığı için virüs hırsızlıkları da azalttı mesela. İnsanın kendi yaşam alanında özgürce kalmasında bile bir desteği oldu. Sen evinde ailenle vakit geçir, otur, çalış, online alışverişini yap, kazandığın zamanla da ne istiyorsan yap. Evinde daha çok kalan kişi hatta etrafındaki komşularıyla da temas etmeye başladı.

Bir yandan bireysel sınır koymaya yardım ederken, teknoloji sayesinde coğrafi sınırları kaldırdı ve uzakları yakınlaştırdı. İnsanlar belki dışarı bahçeye çıkamadı ancak Leslie ile spor yaptı. Belki sevdiğine dokunamadı ancak uzaklardaki sevdikleriyle görüntülü konuştu, hasret giderdi. Pandemi döneminin ön ayak olduğu bu sanal erişilebilirlik sayesinde ulaşılması güç kişiler, bilgiler, eğitimler çoğu ücretsiz bir şekilde evlerimize misafir oldu.

Dünyadaki bütün siyasi sistemlerdeki herkes etkilendiği bu minik virüs, savaşları da bir süreliğine durdurdu. Dünya bu sefer birbiriyle savaşmayı bırakmak ve ortak bir düşman karşısında birleşmek ve hatta iş birliği yapmak zorunda kaldı. Hem bireysel hem de devletler olarak nereden geldiği bilinmeyen bu virüsle savaş süreci ve savunma süreci başladı.

  • DEĞİŞEN GÜÇ TANIMI

Bu yeni savaş ve savunma sürecinde güç tanımı da değişti. Bu virüsle anladık ki yıllardır askeri alandaki güç ile tanımlanan gücün odağı artık değişti. Ekonomik gücün yanında asıl gücün bilgide olduğu anlaşıldı. Bu süreçte Çin ciddi kayıp yaşasa da sahip olduğu bilgi sayesinde en hızlı aşı üretip dünyaya satan ülke oldu.

Bundan sonra da insanı ve ülkeleri bilgi üretmek kalkındıracak. Post modern felsefede bilimin bir kolaylık mı yoksa zorluk mu olduğu tartışılır. Halbuki her şey zıddıyla var. Ve onun olumlu yanlarını artırıp olumsuz yanlarını azaltma süreci başladı. Gençler şimdi araştırıyor, “Hayatımızı teknolojinin kolaylığı ile nasıl yönlendirebiliriz?”

  • SORGULANAN BİLGİ – DEĞİŞEN DEĞER YARGILARI

Teknoloji ile bilgiye erişimi kolaylaşan insan, özellikle de gençler artık bilgiyi çok rahat sorgulayabiliyor. Eğitim artık okullarda ve dört duvar arasında değil, çocuğun cebinde. Çocuk orada her şeyi bulmaya başladı; bilgi, sosyallik, oyun… vb. Bu bir fırsat gibi görünse de mağrur insanın yeni nesillerinin şimdisinde ve geleceğinde yer alan olası tehdit olabilir. Dokunsallığın azaldığı bu dünya her ne kadar sanal olsa da yeni bir gerçeklik oluşturmaya devam ediyor. Ve bu gerçekliğin hızına ve filtreli parlaklığına alışan birileri gerçek dünyanın yavaşlığı ile parlak olmayan doğal tonlarına uyum sağlamak ile sınanıyor.

Öte yandan virüs ile birlikte, değer yargılarının fark edilir bir düzeyde değişimi de söz konusu. Örneğin kendimi de içine alabileceğim 80’ler ve öncesinde doğan, büyüklerini sayan küçüklerini seven nesiller için bir kişinin ondan yaşça büyük olması ona saygı göstermeye yeterliydi. Şimdiki nesil birine saygı duymadan önce kendine saygı duyulmasını ve saygının hak edilmesini bekliyor. Yani hem düşünen, sorgulayan, ezber bozan bir kuşak da geliyor.

  • ÖZGÜRLÜK KAVRAMI

Covid 19 süreci, insanların özgürlüklerini fark etme ve geliştirmelerine de hizmet etti. İnsanın “istediğinde istediği kadar yapabilmesi olarak” bilinen özgürlük tanımına, insanın tek başına olamayan sosyal bir varlık olduğunu anladığında “bir başkasını engellemeden ve zarar vermeden” koşulu da eklenmişti. Hatta liberal görüşün öncü isimlerinden Adam Smith’in “Bırakınız Yapsınlar” felsefesi sonra sınırlı kaynaklara takılmıştı ve sermaye sahipleri bu kaynakları sınırsız kullandığı için zenginler çok zengin, fakirler çok fakir olmuştu da ardından mülkiyet hakkının eşitsizlik getirdiği düşünülüp Marx eşitlik getirmek istemişti. Bu yolculuğun nihayetinde bu mümkün olamamıştı ve SSCB dağılmıştı. İnsan ne kadar çalışsa da hep aynı yerdeydi ve kendini yine değerli hissetmiyordu. Bununla birlikte adalet kavramını sorgulanmıştı ve hala sorgulanıyor. Eşitlik anlamına gelmeyen adalet hak edene hak ettiğinin verilmesi demekti. Ben insanın hakları nelerdi? Ve benim dışımdaki canlıların hakları nelerdi?

Yine de bütün bunlara rağmen direnmeye çalışan ‘zenginleşme’ ile birlikte kurduğu sistemin içinde gücünün doruğunda olan mağrur insan görünmeyen bir virüse teslim olmak zorunda kaldı ve özgürlük kavramını da yeniden sorguladı.

Özgürlük gerçekten istekler üzerine düşünmeden her şeyi talep etmek miydi? İnsanın isteklerinden ve sahip olduklarından bağımsız olan gelişmeler, insanın güvenliği için onu kısıtladı. Ve insan buna gönüllü oldu. Evinden çıkamadı, hareket edemedi, seyahat edemedi. Ve kendini özgür zannederken aslında özgür olmadığının farkına vardı insan umut ve korku arasındaki salınım içerisinde. İsteklerde zorunlu bir ölçüye davet edildi.

Öte yandan özgürlük, bağımlılığın tersi demek ise aslında onsuz yaşayamayacağını zannettiği bağımlılıklarıyla yüzleşti belki de ve belki de illüzyondan uzak gerçekten özgür olmaya dair bir davet aldı.

  • BİLİM VE TEKNOLOJİNİN YENİ GETİRDİKLERİ

Bugüne kadar bilim insanın ihtiyaçlarını karşılayageldi, yazının bulunmasından bu yana hızlanan bilim ve teknoloji ile bilgiye artık daha kolay erişebiliyoruz. Ve hatta bu erişilebilir ve paylaşılabilir bilgi devletlerin yolsuzluklarını da açığa çıkarmakta, şeffaflık ve hesap verebilirlik değerlerine cömertçe yardımcı oluyor.

Biz, bilimin az sayıda eğitimli insan tarafından yapılan bize uzak bir şey olduğunu düşünürken, elimizi yıkamak gibi basit görünen bir eylemin hepimiz için ne kadar önemli olduğunu fark ettik. Teknoloji hayatımızda bir lüks gibi görünürken kullanmayı bildiğimizde hayatı nasıl da kolaylaştırıyordu…

Teknoloji amacına hizmet etti ve insanın hayatını daha da kolaylaştırdı. Ve virüsün sağladığı mecburi koşullarda ona sarıldık. Bu durum beraberinde yeni bir tehlike de getiriyor, dikkat eksikliği ve odaklanma zorluğu. Öyle bir dikkat ki kitap okumak ve gerçek hayatta emek vermeyi gerektiren durumlarda kolaylıkla dağılırken sosyal medyada, bilgisayarda oyun oynarken ya da Netflix’te bir dizi izlerken nedense hiç dağılmıyor.  Youtube’daki konunun uzmanlarında edindiğim bilgiye göre bu beynimizin salgıladığı dopamin hormuyla ilgili.

Dopamin hormonu, biz bizim için iyi bir şeye ulaştığımızda salgılanan motivasyon ile ilgili hormonlardan birisi. Sanal dünyanın mağrur insanın işleyişine özel tasarladığı algoritması ile ona organik olmayan bir şekilde salgılattığı dopamin hormonlarıyla bir dopamin koşullanması oluşturuyor. Ve hayatını idame ettirmek için bizzat kendinin yapması gereken günlük rutinler, çalışılması gereken ders, yapılması gereken iş bu algoritmanın sürekli yeni içerikleri, hep değişen farklı uyaranlarla rekabet etmekte zorlanıyor. Sanal dünyanın anında hissettirdiği anlık hazla gelen ödüllendirme, gerçek hayatta böyle işlemiyor, gerçek hayat önce emek istiyor, meyveyi sonra gönderiyor, hatta istenilen zamanda da değil meyvenin kendi zamanı gelince. Düşünme kapasitesini, iradesini, seçimlerini ve kendi gücünü çok yakından etkileyen bu gerçekler belki şu anda mağrur insanın bilinçli farkındalığında değil ancak hayatının tam içinde.

Sonuç olarak Covid 19 virüsünün tabiat tarafından mağrur insana yapılan bir ihtar ve kendine gel çağrısı olduğunu söyleyebiliriz. Bu ihtarı ne kadar ciddiye aldık, onu zaman gösterecek. Spinoza belki yine haklı çıkacak, henüz bilmiyoruz, ben umut taraflarında salınanlardanım. Fakat insan dersin almayıp bütün mağrurluğu ile kendini fazla önemsemeye devam ederse, gelecekte bunun bedeli daha ağır olabilir.

________________________________

Not: Bu yazı, Nişantaşı Üniversitesi İşletme Yönetimi doktora programında Bilim Felsefesi dersinde sunulmak üzere Prof. Dr. Metin Sarfati’nin “Mağrur İnsan ve Bir Virüsün Düşündürdükleri” adlı makalesinden esinlenerek hazırlanmıştır.

https://www.metinsarfati.com.tr/haber-magrur-insan-ve-bir-virusun-dusundurdukleri-283